Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhyâ-i dinle olur, şu milletin ihyâsı.
KALBİN SESİ VE ZİKİR
'ALLAH'ı anan kişinin kalbi, zikir nurlarıyla arınıp pırıl pırıl olunca, o kimse, kalbinde, kendisi için bir konuşan bulur. Şeyh-i Ekber Muhyiddin İbnü'l-Arabî şöyle demiştir: 'O konuşan varlık, ALLAH'ın, Kendisini zikredenin zikrinden yarattığı bir melektir. ALLAH o meleği, zikreden kulunun kalbine yerleştirir. Zikirden gafil olduğu zamanlarda, o kimse adına, melek zikreder. Eğer gaflet, o kimseden hiç çıkmaz ve kişi zikri bırakırsa, o melek de yitip gider.' Büyüklerden kimisi ise, o melek için, 'ALLAH'ın, Kendisinden gayrı olandan uzaklaştırdığı, zikreden kulunun kalbidir' buyurmuştur. Bundan dolayı, 'Dil susunca kalp konuşur' denmiştir. Çünkü ALLAH, kıyamet günü, insanın organlarının konuşacağına inancı artsın diye bir lütuf olarak kalbinin sesini ona duyurur.'
Aziz Mahmud Hüdayi (ks) (Hulasatü'l-Ahbar, 143)
Zikrin Faydası Neden Olmaz
Bir gün bir sofi Seyyid Abdulbaki Hz. lerine (k.s) dediki; Kurban biz ilerleyemiyoruz, ne kadar zikir yapıyoruz vücudumuz uyanmıyor, gafletteyiz nasıl yapacağız ?
Seyyid Abdulbaki Hz. leri (k.s), bastonu koydu elini üzerine koydu, sofi dedi;
- Bir insan nazar ı haram yaparsa, ne kadar yaparsa ona fayda vermiyor.
- Dedi, bir insan, yirmi dört saat dünyayla meşgul olursa, alışveriş, insanlarla oturup kalkarsa, o insanın kalbi ne kadar zikir yaparsa fayda vermez.
- Bir insanın ailevi huzuru yoksa bu insanda ne kadar zikir yaparsa kalbine fayda vermez.
- Bir insan günah işlerse bu insan ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda yoktur. İnsan bu dört şeyi yaparsa, ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda vermez. Terk ederse fayda verir.
Kusursuz dost arayan, dostsuz kalır.. (mevlana) Cevre, cevrecilere birakilmyacak kadar ciddi bir istir. BARIS MANCO Bozuldugu zaman, insandan daha korkunc yaratik yoktur. SOPHOKLES Birtek kişiye yapılan bir haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir. Montesquieu Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun. Freud adalet mülkün temelidir.!!! Hz ömer r.a. Bir sey hersey icin, hersey bir sey icin vardir. GOETHE Bir babanin ogluna karsi ofkesi, evladin babasina duydugu sevgiden daha tatlidir. M.MONTHERLAND Baskalarinin yolnda yuruyenler, ayak izi birakmazlar. S.L.BRAUNDON Aşk bakışlarla başlasaydı, öküz çoktan trene aşık olurdu. (Anonim) Akıllı olup dünyanın kahrını çekmektense,deli ol dünya senin kahrını çeksin. (Anonim) Ahlağın olmadığı yerde kanun birşey yapamaz. Napoleon Kargalar otmeye baslayinca bulbuller susar MEVLANA
hayırlı bir haftasonu geçirmenizi rabbimden diliyorum allaha emanet olun güzel kardeşim ve selam....
İnsanın hayalleri olmalı, tıpkı cennetten bir bahçe gibi özlemleri olmalı, açan çiçekler gibi birde RABBİN'e sığınacağı günleri olmalı CUMA'lar gibi..... CUMA'nız mübarek olsun.....
'' Gerçek ve sahte tebessüm arasında açık farklar vardır.Sahte bir tebessüm, yüzün bir yanını diğer yanından daha az etkilediği için her zaman asimetrik durur. Gerçek bir tebessüm tam anlamıyla simetriktir; yüzün her iki yanınada eşit dağılır.Gerçek tebessüm dudakdan göz kenarlarına kadar yayılırken,sahte tebessümsadece dudaklarda kalır.Yani , içden tebessüm etmeyen kişinin ‘’ gözlerinin içi gülmez.’’
Ne kaybettirir ki bir tebessüm. Ya da zaman kaybına uğratır mı kişiyi? HAYIR, hatta ASLA!!!
Yürekten tebessüm edelim. Karşılık beklemeden. Çünkü TEBESSÜM SADAKADIR....
Zaman geciyor, Hergün bir yaprak, Hergün bir damla daha hayattan, Büyüyorum anne. Hani içinde bir kıvılcım olurya, Hani herşey çok güzeldir, Benim kıvılcımım kor oldu, Ama bak herşey yolunda değil anne.
Hani ufacık bir bebekken, Sadece acıkınca ağlarmışım, Başka zamanlarda sürekli gülermişim, Artık sadece acıkınca ağlamıyorum anne. Bak yıllar ne çabuk geçmiş, Sadece gülünmeyecegini öğrenmişim, Belkide öğretilmişim. Ben büyümüşüm be anne. Yanından ayrılmayan kızın, Bak artık uzaklarda, Üstelik yalnız,
Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 679x461 ve 60KB ) Buraya Tıklayın
Hemde herkesin içinde anne. Öyle birde tuzağa düşmüşki, Of dese olmaz, yok dese hiç, Adını bile koyamamış, Yardım etsene anne. Anlayacağın eskiyi özledim anne, Yeniden çocuk olmayı, Sadece acıkınca ağlamayı, Ve hiç şimdiyi yaşamamayı. Zaman geriye gitmez değilmi? Ya da ben yeniden çocuk olamazmıyım? Söylesene onu unuttum diyebilirmiyim? Yani herşey söylemek kadar kolay olabilirmi anne? Dur söyleme, Ben yine hayal kuruyorum değilmi? Sadece kendimi kandırıyorum değilmi? Peki kalbimi kim kandıracak anne? Eskiden günlerin, hatta dakikaların hesabını tutardım, Şimdi günlerden Cuma belkide salı, Günlerin ne önemi kaldıki, Takvimlere bile küs oldum anne. Yinede ayaktayım, direniyorum. Belkide bir ışık arıyorum, Bulunca herşeyden kurtulabileceğim, Ne güçlü büyütmüşsün beni anne!
Sen yinede beni merak etme, Herşeyle savaşmayı, Güzel günlerinde olacagını, Ben senden öğrendim anne. Yinede buralar güzel, soğukları saymazsan. İnsanlar mutlu, beni saymazsan. Gündüzler ve gecelerde iyi, yalnızlıgımı saymazsan. Beni soracak olursan anne, Bende iyiyim, içimdeki yangını saymazsan...
Aşk, ayrılığa düştüğünden beri kazanılmış sınavları görmeyen benliğimiz, kaybolmuş aşkların izinde sarsıntılı yürüyüşler yapıyor. Pencerelere perdeleri çekerek sokakları yalnızlaştıran insan, aşk adını verdiği kendi yalnızlığının derin kuyularında uzanacak elleri bekleyen çaresizliğe teslim olurken, içeride soluduğu hava, kendini esir ettiği dört duvar ve masasının üzerinde su vermeye bile gerek duymayacağı naylondan sunî çiçeklerle günbegün solgunlaşıp, baharlarda kendine gülümseyen papatyalardan da mahrum kalıyor. Her yitirilen sevdanın ardında derinleşen boşluk girdabında acı çeken masum duygular, yeni bir günü aydınlatacak kızıl bir güneşin getireceği yeni müjdelerinde olmadığını düşünüyor. Arabesk fanteziler üzerine acılı hayatlar kurgulayan gençlik, çözüm bulmak yerine sorunlarını daha da kalabalıklaştırıyor. Hem de mutsuzlaştıkça, mutlu olduğunu zannederek büyük bir yanılgı bataklığına saplanıyor. Aşk yitik, yitirilen benlik, acı çekense hep hayat oluyor. Oysa ben aşkı, seslerden bir ses değil; bütün sesleri susturan bir çığlık yapmak için arıyorum. Onu bulana kadar bu kalabalık sokaklarda payıma sessizliğin düştüğüne inanıyorum. Sen de inan!
Çölleşen ruhumun bağrından fışkırıp avuçlarımda biriken masum damlacıklarım. Ey benliğimi kirlerinden arındıran bengisu pınarlarım! “Gözyaşlarım, sizi bana en iyi ne anlatır? Yazdığım şiirlere, sığındığım cümlelere, yaşadığım sokaklara yabancılaşan aynadaki yüzüm mü? Bütün beklentilerimin içinde yer edinen sınırsız korkularım ve sonsuz ümidim mi? Kayıp adreslerde sahiplerini bulamadan geriye dönen pulsuz mektuplarım mı? Nisanı ve kırkikindi yağmurlarını bekleyen susuz kalmış hazanım mı? Güneşe, gökkuşağının el değmemiş dallarından rengârenk elbiseler giydiren vakitsiz bulutlarım mı? Hiçbir zaman acımı hissettiremediğim veda sözcüklerimi? Geceyi derin uykusundan aniden uyandıran ölüm suskunluğumu? Ölümün hep unutulduğu bir yaşama uğraşımı? Ey vakitsiz sıkıntılarıma derman olan göz pınarlarım. Sahi, rahatlatır mısınız? Yaşama hüzünden ve gamdan yeni kaleler mi kurarsınız? Vedasız kanatlanan, ölümün kıyılarına habersiz düşen bir martının dalgalara bıraktığı matemlerden habersiz misiniz? Sessiz misiniz? Mavi misiniz? …
Beni kimseler anlamasın! Sessizliğin içinde saklı ‘sesler’ anlasın, Acılarla ağırlaşan ‘hayat’ anlasın, Yenilgilere alışmış ‘kalbim’ anlasın, Sen anla!
Ey Rabbim! Gözyaşlarımda umutlarımı büyüten kalbimin tek sahibi! Aklımı koru! Izdıraplarımızı hafiflet! Ellerimizden tut! Düşüncelerimizi anlamlı kıl! Bayramı Kudüslü çocukların tebessümlerine serpiştir!
Beni kimseler anlamasın! Martılara hasret ‘deniz’ anlasın, Baharına hasret ‘çiçek’ anlasın, Ölümüne hasret ‘hayat’ anlasın, Sen anla
Gönlümüzdeki nurun farkına varmadan, zifiri karanlık geceleri yaşıyoruz. Hak'la beraber olmanın huzurunu çoktan unutmuş gönüllerimiz....
Penceremizden dışarıya bakarken gözümüzün önündeki yaprağın müthiş yaradılışını değil de geleceğimizin endişesini görüyoruz.
Âlem "Bir" diyor. Âlem uyanık. Âlem zikrediyor. Beynimizdeki müthiş kargaşa mezara kadar sürerse vay bize, yazıklar olsun bize!
Uyanıklık nedir ya, fark ediş nedir? Evvelâ bedenlerimiz uyanık olacak. Âlemin zikir hâlinde olduğu geceleri gafletle geçiriyoruz. Rab'den ilâhî muhabbet istemek yersiz bu durumda..
Gece kalkıp aşk-ı ilâhî ile feyz şebnemine tutulan kullar varken senin gibi âcizi neylesin!
Öyleyse bir "Ah!" çek derinden. Niyet et İslâm'a yeniden. Bir diriliş muştusu söyle gönlünden. Kıyâmetin çok yakın. Ân kadar yakın.
Bu dünyadan ilâhî muhabbeti kendine celbetmeden gidersen, o müthiş zevkten mahrum kalırsın yazık olur sana....!
Kapalı kapılar var hayatımızda.. Nicedir açmadığımız, bilerek kapattığımız, üstüne kör bir kilit vurduğumuz kapılar.. Bazen açmaya korktuğumuz, bazen ardındakilerle yüzleşmekten çekindiğimiz kapılar.. Eski bir dostluk bazen, eskiden yapıp ettiklerimiz bazen.. Eski “biz”, eskimeyen izlerimiz.. Kapıların ardında kalan..Hayatımızdan uzak durmasını istediklerimiz. Cesaretimizdir bu bazen, bazen yenilgimiz..Bazen hayretimiz, bazen isteklerimiz. Ne çok kapıyı kapattık dostlar, ne çok kapı kapandı yüzümüze. Nasıl kapılar açıldı, kapattıklarımızın yerine?... Masumiyeti, insafı kapatan insanlar gördüm, üzerlerine kör bir kilit taktıklarını..Anahtarlarını da dipsiz kuyuya attıklarını.. Nice erdemin üzerine kapatılan kapıların yerine, ardına kadar zevk-ü sefanın ışıltılı kapılarının açıldığına şahit oldu bu yeryüzü.. Kendisini sevenlerin üzerine kapılar çarptı yeryüzünde kimileri.. Kimileri kendini gelip geçici “dünya”ya kapattı.. Dünya, sadece kendisi için yaşayanlara en büyük kapalı kapı oldu. .. Kapattık bazı kapıları dostlar…kör bir kilit vurduk üzerlerine.. Şimdi açılırlar mı yeniden, en tılsımlı sözleri söylesek?.. Yahut yeni kapılar açsak, kaybettiklerimizin peşine düşsek.. Kör kilitli kapıları açmak gerek dostlar..Biraz cesaret gerek belki.. Gerçeklerle yüzleşmeye cesaret, gerçekleri kabullenmeye cesaret.. Ve gayret, ve gayret…
Sevgiyle çaldığınız tüm kapıların ardına dek açılması dileğiyle…
Göz göze gelemiyoruz kendimizle. Yüzleşemiyoruz. Kendi kendimizi sokağa atıyoruz. Kendimizi kendimizden sürgün ediyoruz. Kendimize kendimizi çok görüyoruz. Oysa insan olduğundan fazlasıdır her zaman. Ama bilmiyoruz. Ama bilmediğimizi de bilmiyoruz. Sızısız yaşıyoruz. Issız yaşıyoruz.
Seni seviyorum Allah'ım... Çünkü bütün kainatın mevcudatında görünen ve muhabbet vesilesi olan kemal, güzellik ve ihsanın hadsiz bir derece üstünde bir cemal(güzellik), kemal(mükemmellik), ihsan(ihsanda bulunma) ın sahibi sensin..
Ve bütün sevilenlere, sevgililere bedel Senin cemalinin bir cilvesi kafi gelir. Sevdiklerimizin yok olup gitmelerine bedel senin yokluktan münezzeh olman, kusurdan Müberra olman; sevgililerimizin ayrılığının kalp ve ruhumuzda açtığı yaraları tedavi ediyor.
Madem sen varsın ve bakisin, başkaları ne olursa merak çekmeyiz. Çünkü gerçek Cemal, Kemal ve İhsan sahibi ve dolayısıyla gerçek muhabbete layık sensin. Başkaları senin Cemalinin, Kemalinin ve İhsanının gölgelerinden ibarettir.Onlar bir nevi aynadırlar..
Aynada görünen de sensin, aynadaki Cemale, Kemale ve İhsana muhabbet de sanadır. Aynanın değişmesi senin cemalinin şaşaasını tazeleştirir. Güzelleştirir. Madem sen varsın, öyleyse her şey var.
Kalbimin sevgilisi ey Muhammed Gözümün nuru ey Muhammed ~* Bize adaletli ve nazik olmamızı öğretti Açları ve fakirleri doyurmayı öğretti Yetim ve yolda kalmışlara yardım etmeyi Cimri ve zalim olmamayı öğretti Konuşması yumuşak ve şefkatliydi Sanki bir annenin yavrusunu kucaklaması gibi Gülümsediğinde şefkati ve merhameti neşe saçardı. O MUHAMMED(s.a.v)di ~~ He taught us to be just and kind And to feed the poor and hungry, Help the wayfarer and the orphan child And to not be cruel and miserly, His speech was soft and gentle, Like a mother stroking her child, His mercy and compassion, Were most radiant when he smiled~~